Lise Öğrencilerinin Amaç Edinmesine Yardımcı Olan 7 Yol

Birçok öğrenci için lise eğitimi ilgi çekici olmayan ve sıkıcı bir süreç ifade ediyor. Patrick Cook Deegan bu yazısında amaç odaklı bir eğitim müfredatının nasıl olması gerektiğini açıklıyor.

On yılı aşkın süredir, binlerce öğrenciye okul ile ilgili ne düşündüklerini sorma şansı bulan Deegan, çoğu öğrencinin genel olarak iki histen birine sahip olduğunu tespit etmiş: aidiyet hissetmeyenler ve inanılmaz bir biçimde baskı hissedenler.

Hemen hemen tüm öğrencilerin üzerinde anlaştığı nokta şu ki lise eğitimi süresince öğretilen çoğu şeyin öğrencilerin okul dışındaki hayatları ya da gelecek kariyerleri ile ilgisiz olduğu gerçeğidir. Bir çalışma, lise öğrencileri arasındaki en yaygın duyguların aşırı yorgunluk ve bıkkınlık olduğunu gösteriyor. Başka bir çalışma ise bugünün lise mezunlarının yaşamları süresince sahip olacakları mesleklerin  %65’inin henüz mevcut olmadığını ifade ediyor. Ancak hala yüzyıl önceki sanayi işçilerini eğitim biçiminde eğitim devam ediyor.

Deegan bu öğrencilerle empati kurduğunda şunu hatırladığını belirtir: "Düzenli olarak saati takip ettiğim, sıkıcı ve yorucu hissettiğim büyük ve geleneksel bir devlet okulundan mezun olmuştum. Entellektüel tutkum sınıftaki zaman diliminden garip bir biçimde beni koparıyordu. 24 saat boyunca bilgileri ezberlemede ve çoktan seçmeli testleri cevaplamada oldukça iyiydim ancak bu çalışma bana anlamsız geliyordu.

Öğrenme aşkı geliştirmemesi bir yana okul dışındaki yaşam hakkında da çoğu şeyi bilmiyordum. Çok az sayıda öğretmenimle gerçek bir ilişki kurabilmiştim. Üniversite söz konusu olduğunda, iyi bir okula gitmek konusunda üzerimde yoğun bir baskı hissettim, fakat bunun neden bu kadar önemli olduğunu anlayamamıştım. Liseye giderken tek “amacım” “doğru bir üniversite”ye girebilmekti; Bu yüksek öğrenim vasıtasıyla gerçek anlamda hayatı keşfetmek için başarmanız gereken bir şeydi. 

 

Daha az ayrıcalığa sahip sınıf arkadaşlarım için ise lise, sadece iş hayatına atılmadan önce birkaç yıllığına zaman geçirdikleri bir yerdi."

Peki, lise eğitimine etkileşimi, gerçek dünyayı öğrenmeyi ve anlamı nasıl getirebiliriz? Deegan deneyimine, geçmiş on yıl boyunca 100’ün üzerinde liseyi ziyaret ederek gözlemlediklerine ve çok farklı altı lisedeki öğretmenliğinde biriktirdiklerine dayanarak şunu söylemekte; elit özel okullar, devlet okulları, düşük gelirli sözleşmeli okullar ve bir meslek okulu dâhil olmak üzere, yanıt, öğrencinin ilgisini geliştirmede ve amaç edinmesine yardımcı olmada yatıyor.

 

Amaç nedir?

            William Damon amacı şöyle tanımlıyor: kendiniz için anlamlı ve kendinizden öte dünya için de önemli olan bir şeyi başarmada gösterilen değişmez ve genel niyet.

            Damon’un çalışması öğrencileri dört ayrı kategoriye ayırıyor: hayalperestler, hevesli olanlar, ilgisiz olanlar ve amatör olanlar (her bir kategori yaklaşık olarak genç popülasyonun dörtte birini temsil ediyor). Çok azimli öğrenciler sebat, problem çözme becerisi, psikolojik dayanıklılık ve sağlıklı risk alma kabiliyeti gösterirler.

            Stanford Tasarım Enstitüsü eğitmenleri, öğrencilerin amaç edinmesine yardımcı olmada gerekli birbiriyle ilişkili üç faktörü içeren bir grafik tasarlamışlardır:

1) Bir öğrencinin becerileri ve güçlü yanları;

2) Dünyanın neye gereksinim / ihtiyaç duyduğu;

3) Bir öğrencinin ne yapmaktan keyif aldığı.

Gelişim psikoloğu Kendall  CottonBronk (Claremont Graduate Üniversitesi) tarafından yapılan çalışmaya göre; bir kişinin tam anlamıyla amacını bulmada dört önemli bileşen ortaya çıkıyor: adanmış bir kararlılık, kişisel anlamlılık, amaç yönetimi ve kişinin kendinden daha büyük bir vizyona sahip olması. Bugün bu beceriler ne yazık ki  liselerde geliştirilen beceriler değil. Çoğu lise tecrübesi ‘dış başarı’ etrafında yoğunlaşıyor, kutucuklara işaret koymaya ve kısa dönem amaçları yerine getirmeye odaklanıyor.

            Peki, öğrencilerin amaç arayışına yardımcı olan bir okul nasıl olmalıdır? Deegan Sınıftaki tecrübelerine dayanarak -bir öğrenci ve öğretmen olarak- ve yıllarca yaptığı çalışmaları temel alarak lise öğrencileri için amaç odaklı bir müfredatta kullanabileceğimiz yedi yol gösterici ilkeyi ayrıntılı biçimde açıklamaktadır.

 

Dış başarı yerine içsel motivasyona öncelik vermek

            Bugünkü okullarda, öğrenciler birbirlerine karşı not ya da öğretmen / arkadaşlarının dikkatini çekme konusunda rekabet içindeler. Çoğu okuldaki mevcut sıralama sistemi, öğrencilere onların değerlerinin tamamen not ortalamalarına dayandığı mesajını gönderiyor. Bu sistem, başarının bir aracı ve ödüllendirilmenin bir biçimi olan ‘dış başarı’ kavramını güçlendiriyor.

Aslında bu, amacı geliştiren şeyin tam karşıtıdır: Amacı olan öğrenciler hedeflerine erişmek veya bir etkinlikte bulunmak için son derece gelişmiş bir içsel motivasyona sahiptirler. Bu kolaylıkla yapabildikleri, onlar için zor olan veya sonunda ödüllendirilecek ya da takdir edilecek olmaları sebebiyle başarıya motive olmaları anlamına gelmez; aksine, onları başarmaya iten şey amacını elde etmeye yönelik çok fazla iç tutkuya sahip olmalarıdır- ve bu süreçten de keyif alırlar.

Öğrencilerin lisede yeteneklerini ve güçlü yanlarını geliştirebilmesi gerektiği doğrudur. Ancak, onların ne yapmaktan keyif aldıklarını ve dünyanın gerçekte neye ihtiyacı olduğunu öğrenmeleri de gereklidir- ve öğrenciler bu soruları keşfederken ekseriyetle ödüllendirilmemelidir.

 

İşbirliği geliştirmek

Eğer lise, öğrencilerin yaşıtlarıyla sürekli rekabet ettiği bir ortam olmak yerine her daim işbirliği içinde çalışılan bir yer olsaydı nasıl farklı olabileceğini düşünün. Peki ya lisedeki not sistemi, başka insanlarla ne kadar iyi çalıştığınıza ve akranlarınıza nasıl tavsiyeler verdiğinize dayanırsa ne olurdu? Bu, tam olarak çoğu işyeriyle benzer özellikler taşırdı ki bu işyerlerinde takım çalışması ve işbirliği çalışanlar tarafından arzu edilen başlıca becerilerdir.

Belirli bir amaç sahibi olmak, kendinizden öte bir vizyon geliştirmenizin bir parçasıdır. Lise hayatınız boyunca sadece kendiniz ve kendi ilerlemeniz üzerine odaklandıysanız- ki bugünkü sistem tarafından güçlendirilen zihniyet budur- sadece kendinizi önemsemek ve kendinizle ilgilenmek üzerine eğitilmiş olacaksınız. Genç insanlarımız ekip içinde çalışarak hem bugünün işgücünü canlandırmaya hem de faydalı hissettikleri bir hayat sürdürmeye yarayacak becerileri ve zihniyet yapısını geliştirmeye başlayabilirler. 

 

Öğretmenleri danışman ve koç olarak görmek

Lisede sizi en çok etkileyen yetişkin kimdi? Siz de çoğu insan gibi sizinle yakından ilgilenen danışmanlarınızı, koçlarınızı ya öğretmenlerinizi anımsayacaksınız. İnsanlar, beyinlerine bir şeyleri zorla sokmaya çalışan ya da onlara ilgilenmedikleri şeyleri öğreten kişileri nadiren hatırlar. Denklemin diğer bir tarafında ise şu belirir: çoğu lise öğretmeni ile onları eğitimci olmak konusunda neyin motive ettiğine yönelik konuştuğunuzda, geliştiren ilişkilere yönelik şeyler bulacaksınız. Öğretmenliği seçmek ya da bir okula kılavuzluk etmek basitçe bir içeriği aktarmak değildir, aksine genç insanlara bu dünyadaki yollarını bulmak için yardımcı olmaktır.

Ancak şu an liseler, öğrencilerin anlamlı ilişkiler kurmasına yardımcı olmak için öğretmenlere küçük sınıflar bırakarak içerik aktarımına yoğunlaşıyor. Öğrencilerden birinin “Okula birkaç gün önce gittim” ifadesi okuldaki hiçbir yetişkinle anlamlı bir ilişki kuramadığının göstergesidir.

Amacını keşfetmiş kişiler üzerinde yapılan çalışmalara bakarsanız, en az üç tane “Spark Coaches / Teşvik eden Koçlar” göreceksiniz--okul içinde veya okul dışında onların tutkuları ve merakları konusunda yakından ilgili olan kişiler. Araştırma Enstitüsü, öğrencilerin yaşamında yetişkinlerin, aile dışındaki danışmanların ve rol modellerin etkisini kanıtlamıştır. Biz, öğrencilere öğretmenleriyle faydalı ve onlara kılavuzluk edebilecek ilişkiler kurmalarını sağlayan yapıları ve kültürü yaratmak zorundayız. Ayrıca, öğrencilerin tutku ve amaçlarını bulmalarını sağlayacak öğretmenlerin “SparkCoach / Teşvik eden Koç” olarak eğitildiğinden emin olmalıyız.

 

Öğrencileri dünyanın içine katın

Kendall Cotton Bronk’a göre; öğrenciler, belirli bir amaç edinme sürecini “amaç peşinde olan” fırsatlar boyunca geliştiriyorlar- bu fırsatlar da öğrencileri konfor alanından uzaklaştırıp, onlara keşif sağlayan fırsatlardır. Bu fırsatlar belirtilen üç unsurdan en az birine sahiptir: önemli bir yaşam hadisesi, başka insanlara faydalı bir biçimde hizmet etmek ya da yaşam koşullarında meydana gelen değişimler. Bu, öğrenciler için sınıf dışına çıkmanın neden büyük oranda dönüştürücü olduğunun nedenidir, ya yeni bir yere yolculuk ya da içinde bulundukları toplumlarında onlar için önemli olan bir şey üzerine çalışmak. Burada önemli olan bunu üniversite kaydı için zorunda olarak ya da kolay bir şekilde yapmak için değil, onu gerçekten önemsediği için yapmak olmalıdır.

Ancak, hemen hemen liselerin tümü sadece sınıfa odaklı kalıyor. Biz, sınıfları gerçek dünyaya açabilmeli ve aktif bir şekilde daha çok “amaç arayışı içinde olan” fırsatlarla donatmalıyız. Bu deneyimleri sınıfa yansıtabiliriz, akranlar / öğretmenler ile sentezleyebiliriz ve bu aktiviteleri birbirleriyle faydalı ve ilgi çekici kılarak doğrudan sınıf malzemesiyle bütünleştirebiliriz.

Başarısızlıktan öğrenmek

Liselerdeki mevcut eğitim sistemi mükemmelliği ödüllendirip, risk almaya izin vermiyor. Seçkin okulları hedefleyen öğrenciler en iyi notları alan ve not ortalamalarını artıran sınıflarda çoğunluğu oluştururlar. Bazı liselerde "B" almak, onları prestijli okullara ya da kendi okullarında başarı ödüllerine seçilmekten alıkoyabilir.

Akademik eğitime daha az ilgili öğrenciler kötü notlar alınca utandırılırlar. Başka bir deyişle, öğrenciler ya mükemmeliyetçi oldukları için ödüllendirilir ya da başarısızlıkları sebebiyle utandırılırlar.

Ancak başarısızlık onu nasıl öğrendiğimizle ilgilidir. Paul Tough bunu en iyi şekilde açıklamıştır: başarısızlığı nasıl öğrendiğimiz kritik yaşam becerilerimizi geliştirir. Bir politik liderin ya da önemli şeyler başarmış birinin hayatında başarısızlığa uğramadığını düşünmek zordur- aslında başarısızlık, nihai başarımızda katalizör etkisi yapar. Sebat etmeyi öğrenmek, bu sürecin en önemli parçasıdır. Fakat bizler öğrencilere ciddi sonuçlar doğurmaksızın hata yapma fırsatını vermiyoruz. Bu yüzden, onlar gerçek dünyayla karşı karşıya kaldıklarında, başarısızlıkla mücadele edemiyorlar.

Öğrencilerin iç dünyalarına değer vermek

Geleneksel lise sistemi, öğrencilerin iç dünyalarını tamamen göz ardı ediyor. Lise müfredatında öğrencilerin iç dünyalarına dokunan en kapsamlı kısım bir sömestr süresince gerçekleştirilen sağlık sınıfı uygulaması (lise öğrencileri tarafından gerçek anlamda hiçbir zaman ciddiye alınmayan birine sorabilirsiniz). Ancak iç dünyalarının gelişmesine engel olarak, onların amaç edinmelerine giden yolu riske atıyoruz.

Bir amaç edinmenin manevi bir tarafı vardır. Yeni bir çalışma şaşırtıcı olmayacak biçimde gösteriyor ki daha yoğun maneviyata sahip gençler, daha ileri düzeyde amaç ve anlam duygusu geliştiriyorlar. Fakat mevcut okullar bu tip bir kişisel gelişimi desteklemek adına daha az şey yapıyor ve sonuç olarak biz dışarıya çok daha fazla odaklanan, iç dünyayı daha geri planda bırakan bir nesil yetiştiriyoruz.

Standford Üniversitesi önceki dekanı Julie Lythcott-Haims şöyle ifade ediyor: “Yaşamın tüm risklerini ortadan kaldırmak istemek ve onları üniversiteye doğru bir konumlandırma / markalama ile göndermek için bizler çocukların kendini tanıma ve inşa etme şansını elinden alıyoruz.”

Belli bir amaç edinmede kendinizi tanımanız önemlidir: hayattan ne istediğiniz —insanların sizden ne istediği ya da sizden umulan değil— aslında sizi canlı kılan. Öğrencileri kim olduklarını keşfetme şansından mahrum bıraktığımız zaman, onlar kararlılıklarını kaybedebiliyorlar.

Neden sorusu ile başlamak

Eğitim sistemine yeniden ‘neden’ sorusunu getirmeye ihtiyacımız var. Çoğu lise öğrencisi sıkı çalışır fakat bunun nedeni ile ilgili fikri yoktur ya da hiç çalışmaz çünkü bu çalışmanın gerçek hayatta bir fayda getireceğini düşünmez.

İlk olarak, öğrenciler neyi neden öğrendikleri konusunda net olmalılardır. Eğer nedenini anlamazlarsa, okul ödevi çokça stres ve endişeye yol açarak onlara ya sıkıcı ya da anlamsız gelecektir. Okul ödevini sadece bir sonraki aşamaya ulaşmak için yapacaklardır —lise mezuniyeti ya da üniversite kabulü— kendi içsel değerleri için değil.

Amaç odaklı müfredatın öğrencilere rahat gelen veya sıkı çalışmayı öğretmeyen bir yapıda olması gerektiğini söylemiyoruz. Amacı olan her insan çok yoğun çalışır. Ancak daha da önemlisi, neden ‘harıl harıl’ çalıştıklarını bilirler. Dünya vizyonuna sahiptirler, bu çalışmanın onları hayallerini gerçekleştirmeye ne kadar yaklaştıracağını bilir ve kendi ilkelerini desteklediklerine inanırlar.

Amaç odaklı çalışırsanız, çok yoğun çalışmak size zor gözükmez. Gerçekte, bu süreç size doğal gözükür ve kendinizi bir akışın içinde hissedersiniz ki bu da tüm dikkatinizi vererek ve süreçten keyif çıkararak bir aktiviteye tamamen gömülmüş hissetmek anlamına gelir.

Kaynak:

http://greatergood.berkeley.edu/article/item/seven_ways_to_help_high_schoolers_find_purpose


Adnan Saygun Caddesi , Vişne Çıkmazı Sokak, Gündeş Sitesi Pelin Apt. B Blok, No:7 D:7 Kat:3, Ulus / Beşiktaş / İSTANBUL
+90 212 257 04 05   |   +90 543 224 57 25   |   iz@izlearningcenter.com