Hareket Öğrenmeye Ara Vermek Değil, Öğrenmenin Kendisidir

 25 yıllık bir eğitimci olarak öğrenme ve öğretme ile ilgili yaptığımız onca tartışmanın bizi sonunda şu anlayışa getirmiş olmasından son derece mutluyum: Mükemmel bir ders, öğrencilere hem zihinsel, hem duygusal hem de fiziksel olarak hitap etmelidir. Genç zihinlerin gelişimine yönelik anlayışımızda uzun bir yol kat ettik. Ancak oyunun kalıcı faydaları üzerine yapılmış sayısız araştırmaya rağmen, çok fazla sayıda sınıf, hala fiziksel hareketin hiçbir öğesini içermeden oldukça sessiz ve sakin yerler olarak kalmaya devam ediyor.

Öğrencilerin denge sistemlerini geliştirmelerini sağlayan teneffüse ve serbest oyuna zaman ayırmak oldukça kritik bir konu. Daha önce bu konuyla ilgili çok önemli bir yazıyaEğitimpedia’da da yer vermiştik. Ancak fiziksel hareketin, sınıfların içinde oynayabileceği ve oynaması gereken önemli role daha fazla vurgu yapmamız gerekiyor. Hareket çok güçlü bir öğretme aracıdır. Öğretmenler olarak fiziksel öğeleri dersin içine iyi düşünülmüş bir şekilde dahil edersek, öğrenme deneyimini de daha iyi bir duruma getiririz. İlham Veren Öğretmenlik Merkezi’nde yaptığım çalışmada, son 20 yıldır öğretmenleri bu tür aktif, öğrenci merkezli dersler hazırlamaları için eğitiyorum. Çünkü öğrenciler en iyi bu şekilde öğreniyorlar.

Eğitim verdiğimiz öğretmenler, öğrencilerin beyinleri ile öğrendikleri matematik ve okuma yazma ile ilgili kavramları keşfetmek için bedenlerini de kullandıkları dersler yaratmayı öğreniyorlar. Bizim programlarımızdan mezun olan öğretmenler, tüm disiplinlerde ve her sınıf düzeyinde, sınıftaki derslerde hareketi kullanıyor.

Bir öğretmen, öğrenciler kollarını ve bacaklarını açıp kapatarak bir dizi zıplama hareketi yaptıktan önce ve sonra, onlardan nabız ve nefes oranlarını ölçmelerini istiyor. Sonra da onlardan, bu sonuçları göstermeleri için grafikler yaratmalarını bekliyor.

Başka bir öğretmen önce maskeleme bandıyla Washington’ın büyük bir silüetini çıkarıyor. Sonra da öğrencilerinden, şehrin en önemli yerlerine ve ayrıca evlerine, okullarına ve parklarına yürüyerek gidip gelerek bir şehir haritası çıkarmalarını istiyor.

Üçüncü bir öğretmen de öğrencilerinin parklarındaki oyun alanlarının çevresini tahmin etmelerini, sonra da fiziksel olarak kendi adımlarını ve standart bir cetveli kullanarak tüm mesafeyi ölçmelerini istiyor.

Tereyağ yapmak için bir kap kremayı şiddetli bir şekilde sallamak, bir taraftan öğrencilere doğal yaşamın emek istediğini öğretirken, diğer taraftan kendi bedenlerinin bilimini öğretiyor. Yani laktik asidi ve çok uzun süre çok fazla kullanıldığında kaslara ne olduğunu. Çocuklar 30 saniye koşmaları için birbirlerine zaman tuttuklarında, temel zaman ölçülerini kullanma pratiği yapıyorlar ve zaman algısı gibi gelişmiş konular hakkında “büyük resme dair” sorular sormaya başlıyorlar. Neden nefes nefeseyken 30 saniye çok uzun gibi geliyor da bir oyun oynarken çok kısa gibi geliyor?

Programımızdan mezun olan öğretmenlerden biri, fiziksel hareketten elde edilen öğrenmenin zenginliğini tarif etmek için kendi yarattığı “sınıfta buz pateni” isimli bir aktiviteyi kullanıyor.

Verdiğim eğitim sayesinde bu oyunun faydalarını çok iyi anladım. Çocuklar kağıt tabaklardan paten yapıyor ve ayaklarıyla bu tabakları yerde tutmaya çalışarak konsantrasyon becerilerini kullanıyorlar. Kayma eylemi, kaslarını geliştirirken büyük motor becerilerini de güçlendiriyor. Kayarken diğer çocuklara çarpmamak için yönlerini belirlemeye çalışmaları, kendilerine ve başkalarına dikkat etmeleri; kendilerini kontrol etme ve akranlar arası sosyal-duygusal gelişim üzerinde çalışmalarını sağlıyor. Yaşadıkları eğlence ve aldıkları keyif ise daha fazla kan pompalamalarını ve adrenalinlerinin tavan yapmasını sağlıyor.

Tıpkı bu öğretmenin söylediği gibi hareket öğrenmeye ara vermek değil, öğrenmenin kendisidir. Ve sınıfta keşifler yapma fırsatları sonsuzdur.

Çocukları bir şeylere fiziksel olarak katılmaya davet etmek, sınıfa kaosu davet etmek gibi hissetmenize sebep olabilir. Ancak şunu fark etmeniz ve saygı duymanız çok önemli: Öğretmenler, öğrencilerden fiziksel katılım istediklerinde, sadece oturarak ve dinleyerek yaptıklarından çok daha karmaşık ve emek isteyen şeyler yapmalarını isterler.

Peki öğretmenlerin bu uygulamaları hayata geçirmelerini onlara nasıl öğretebiliriz? Bunun cevabı basit: Öğretmenlere, onlardan kendi öğrencilerine vermelerini istediğimiz eğitimin benzeri bir mesleki eğitim vermeliyiz. Hem zihinsel hem de fiziksel çalışmaya dayalı bir eğitim. Ben ve arkadaşlarım, öğretmenleri sadece pasif bir şekilde Power Point sunumlarına baktıkları tipik bir eğitim modelinin dışarına çıkararak, problem çözme, topluluk yaratma ve etraflarındaki insanlarla iletişim kurma konusunda yeni yolları denemelerini istiyoruz.

Harekete dayalı aktiviteler, yeni fikirler dile getirmek ve içselleştirmek konusunda her yaştaki öğrenciye yardım eder. Ayrıca bu süreç, yetişkin katılımcıların kendi konfor bölgelerini terk etmelerini ve hem bir öğretmen hem de bir öğrenci olarak rollerini tekrar gözden geçirmelerini sağlar. Öğrencilerin, hareket etmeye davet edildiklerinde hissettikleri rahatlamayı keşfederler. Aynı zamanda yeni ve beklenmedik bir şey karşısında ortaya çıkan tereddüt ve utangaçlık hislerini de hissederler.

Katılımcılar kendi zihin yapılarında bu değişimi deneyimlediklerinde, biz de ekip olarak sınıf pratiğini değiştirmeye odaklanırız. Derslere hareketi getirmeleri için öğretmenlere, araştırma bazlı stratejileri uygulamaları konusunda eğitimler veririz: Dikkatli planlama, beklentilerin netleştirilmesi ve öğrencileri hem bedensel hem de zihinsel olarak çalıştıran anlamlı bir çalışmanın yaratılması.

Öğretmenlere bu şekilde eğitim vermek çok zor olduğu gibi bu şekilde öğretmenlik yapmak da zordur. Ama buna değer. Buna değer çünkü bu konuda güçlü eğitimler ve destekler alan öğretmenler tarafından verilen dersler, sınıfları, oturdukları yerde sallanan itaatkar öğrenciler yaratan statik yerler olmanın çok daha üstüne taşır ve uzman problem çözücüler, yaratıcılar ve kaşifler yaratan hareketli ve canlı öğrenme ortamlarına dönüştürür.

Eğer okulların, genç insanların yeteneklerinin söndürüldüğü değil de beslendiği yerler olmasını istiyorsak, keşfetmeleri, test etmeleri, elleriyle dokunmaları ve çevrelerindeki dünya ile fiziksel olarak etkileşime geçmeleri için öğrencilere daha fazla özgürlük ve sorumluluk vermemiz gerekiyor.

 Bu yazı EGİTİMPEDİA da  İZ KOÇLUK  tarafından desteklenerek hazırlanmıştır.

Kaynak: http://www.washingtonpost.com/blogs/answer-sheet/wp/2015/01/19/letting-kids-move-in-class-isnt-a-break-from-learning-it-is-learning/

 


Adnan Saygun Caddesi , Vişne Çıkmazı Sokak, Gündeş Sitesi Pelin Apt. B Blok, No:7 D:7 Kat:3, Ulus / Beşiktaş / İSTANBUL
+90 212 257 04 05   |   +90 543 224 57 25   |   iz@izlearningcenter.com